2 Ekim 2014 Perşembe

New York City

"İstanbul" Türkiye'de yaşayıp onu henüz görme şansını yakalayamayanlar için ne ise, New York da dünya için biraz o sanırım. Hakkında onlarca film çevrilen, kitap yazılan, sevsenizde sevmesenizde dünyayı etkileyen pek çok önemli kararların alındığı şehir. Garip bir büyüsü var. Biraz büyünün içine girmek, belki biraz da büyüyü bozmak gerekiyor galiba..

Manhattan ve Empire State Binası

13:15 New York uçağına İstanbul’daki büyük destekçilerim kardeşim, eşi ve yeğenim uğurladılar. Tabi gezinin ilk adımı, stresi de olunca 2.5 saat önceden havalimanındaydım, ama gittiğimde gördüm ki uçağın yarısı zaten gelmiş. USA’ye gitmenin farklılığı ilk baştan göze çarpıyor, daha check-in’e varamadan güvenlikte dönüş biletiniz neden yok sorusu ve birkaç dakika stresli bekleme süresi,  ardından kapıya girişte sistem sizi seçti, açın el çantanıza detaylı bakalım ricası, çanta kalabalık olunca laptopu once masada unutup sonra gidip almam..


Neyse sonunda uçağa bindik. THY’nin New York seferi denilince beklenti büyük olabilir ama iç seferlerde kullandıgı otobusvari uçakların biraz büyük hali gibiydi. Övünerek verdikleri o sıcak menüleri insanlar yanındakilerin ya da kendi üzerlerine dökmeden nasıl yediler hayret.. Ben dahil pek çok kişinin ekranı da çalışmayınca film izleme şansım da olmadı, 11 saat bişeyler okuyarak ve biraz da yanımdaki yolcuyla muhabbetle geçirdim. İndikten sonra da önümden 2-3 kere geçen çantamı tanıyamayarak Allah'ım çantam kayboldu heyecanından sonra New York’taki kuzenimle telefonlaştık ve Times Square yakınlarında bir yerde buluşup New Jersey’deki evine geldik. Ama akşam vakti yüksek binalar dışında pek bir şey anlayamadım. Bir de şu jetlag denilen olaydan kaçış yok sanırım. New York’taki ilk 48 saatim yaklaşık 4 saat uykuyla ama sorunsuz geçti.

Gelelim şehrin kendisine.. Aslında herkesin az çok bildiği ama benim de gelmeden hemen önce tam olarak netleştirdiğim coğrafi bilgiler şöyle; New York aslında ABD’nin eyaletlerinden birisi. New York City (NYC) ise bu eyalete bağlı şehirlerden bir tanesi.  Bizim konumuz bu şehir. Kuzenim aslında NYC’de çalışıyor ama New Jersey’de yani farklı bir şehirde oturuyor. Ama NYC’ye çok yakın kısmında, otobusle 20-30 dakika mesafede. O yuzden gayet rahat oldu gezmem. NYC ise Manhattan, Brooklyn, Queens, The Bronx ve Staten Island olmak üzere 5 bölgeden oluşuyor. Burda da ana konumuz Manhattan, yani New York denilince akla gelen, büyük binaların, ünlü Central Park’ın bulunduğu ada. Ama çevresindeki her yere yaklaşık 10-15 köprü ve deniz altındaki geçitlerle bağlı. Yani bizim Anadolu ve Avrupa arasında yapıp övündüğümüz işleri 80-90 yıl öncesinden fazlasıyla  halletmişler.

Tabi bu ülkede ve ülkenin en önemli şehrinde gezmek ilk başta Amerika’nın dünyadaki yerini düşündüğünüzde biraz ikilemler barındırmıyor değil. Dünyanın süper gücü ama aynı zamanda çeşitli bölgeleri karıştıran, kendi mutluluğu için başla ülkelerin, insanların mutsuz olması için elinden geleni yapan bir ülke.. Dünyada hem saygınlığın hem de nefretin bir arada en fazla hissedildiği bir ülke. Ama kendi içinde belki çok mükemmel olmayıp bazı eksiklikleri barındırsa da başarılı, hemen tüm insanlarının uyduğu, kabul ettiği bir sistem kurmuş bir ülke. Üstelik farklı dinlerden, ırklardan, dillerden insanlarla. Aynı zamanda coğrafi açıdan çok büyük ve güzel bir ülke. Gezilmeyi fazlasıyla hak ediyor. Ama USA sonrası Güney Amerika ve Uzakoğu ülkelerini gezerken bu ülkeye duyduğum hislerin daha da negatife dönme olasılığı çok yüksek..

Özgürlük Anıtı
Gelelim Manhattan’a.. Manhattan’ı kabaca 1’e 5 ebatlarında uzun bir dikdörtgen gibi bir ada olarak düşünebilirsiniz. Sonra dikdörtgenin içine boylamasına (avenue) ve enlemesine (street) birbirine paralel çizgiler çizildiğini düşünün. Hepsi numarayla adlandırılmış. (buna aykırı az sayıdaki çapraz caddeler ise özel isimle adlandırılmış, Broadway gibi) Adresler de hep avenue ve street olarak veriliyor, 8.avenue, 42.street gibi. Dolayısıyla Manhattan tam bir yaya şehri olmuş, gezmesi, bir yeri bulması oldukça kolay. Hele bir de cep telefonunuza offline ve gps ile çalışan bir harita uygulaması  indirirseniz hayat oldukça kolaylaşıyor. Ayrıca dümdüz bir yer, hiçbir tepelik, yokuş yok ve  yollarda tamamen yayaların üstünlüğü sözkonusu, kırmızıda bile geçseniz (gecmeseniz daha iyi tabi) arabalar duruyor, korna, kızma, bağırma yok.

Manhattan'da Yürümek Lazım
Manhattan deyince akla ilk gelen tabi ki yüzlerce hatta binlerce yüksek bina. Bunları bizdeki Levent/Maslaktaki yüksek binalar gibi düşünmemek lazım. Bizde son 15-20 yılda yükselen binalar orda son 100 yüzyıldır yükseliyor. Dolayısıyla hepsi siyah camla kaplı binalar değil, kendi dönemlerinin mimarilerini yansıtan yüksek binalar var. Manhattan, yüksek binaların içinde çalışan, sabah/akşam metroda, yollarda koşuşturan beyaz yakalılar, şehrin alt yapısından sorumlu her daim sokaklarda, metroda görülen çoğunluğu Afrika kökenli arkadaşlar ve benim gibi şehri tanımaya çalışan yabancılardan oluşuyor. Sokaklarda İngilizce dışında çok farklı dilleri de duyuyorsunuz (sanırım en çoğu İspanyolca ve Çince) Çünkü hem gezmeye gelenler çok fazla hem de orda farklı ülkelerden gelmiş çok sayıda göçmen kendi aralarında hala kendi dillerini konuşuyor.

Chrysler Binası (Soldan 2.)
Brooklyn'den Manhattan Manzarası
NYC’de de diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi metro sistemi çok önceden halledilmiş. İlk 2-3 gün Manhattan’ı daha çok yürüyerek dolaştığımdan metroyu kullanmadım. Son 7 gün ise Manhattan dışına da çıkmaya başladığımdan 7 gün sınırsız kullanabileceğim metro kartı aldım. (30 usd) Ancak metroyu kullanmam Avrupa şehirlerinde kadar kolay olmadı. Hem metronun girişleri çok belirgin değil hem de bazı yerlerde giriş tek bir yöne ait olabiliyor. Eğer ters yöne gideceksem oranın girişini bulmakta zorlandım. Bazı duraklar ise labirent gibiydi. Tabi bunlar henüz metro kültürü yaratamamış bir ülkeden geliyor olmamdan da kaynaklanıyor olabilir.

NYC Metro (Subway) Haritası
Subway


Manhattan yaşamın hızlı olduğu bir şehir.. İnsanlar devamlı hareket halinde. Oturalım yavaş yavaş yemeğimizi yiyelim, kahvemizi içelim anlaşıyışı pek yok. Herkes elinde bir kahve bardağı ile hareket halinde. En yaygın olanı Starbucks’lar da diğer ülkelerdeki gibi büyük değil, küçük ve her yerdeler.. Kahveni al ve çık modunda. Paris’teki, hatta İstanbul’daki gibi insanların dısarda oturduğu güzel cafeler yok. Öğle aralarında da çalışanlar ya dışarıda satış yapan araçlardan (bazıların önünde inanılmaz sıralar vardı) ya da restaurant/marketlerden aldıkları yiyecekleri çoğunlukla binaların önlerindeki parklarda oturarak yiyorlar. Parklarda, yoldaki banklarda, hatta metroda giderken yeme, içme alışkanlığı çok. Açıkcası bir gezen olarak bana da uygun geldi.

Sincapların Hakkını Vermek Lazım
New York’da nereleri gezdim derseniz, kısa kısa..

Central Park.. Manhattan’ın kalbi, akciğeri, nefes borusu, bilimum hayati faaliyetleri için gerekli organı.. Bizzat “insanlar” (!) tarafından yapılmış bir park. Ama bugun içinde gezerken doğal bir orman görüntüsü veriyor. İçinde 1 tane büyük birkaç tane de küçük göl var. 1-2 gunde zor gezilebilecek büyük ve çok güzel bir park. İçinde sincaplar insanlardan çekinmeden ortalıkta dolaşıyorlar.

Central Park

Central Park
Central Park

Ünlü binalar.. Empire State, Rockefeller,World Trade Center (yenisi) Chrysler, Flatiron..  New York denilince aklıma her zaman ilk gelen sanırım yüksek binaları olacak. Tüm Manhattan nerdeyse yüksek binalarla kaplı. Ama bazıları daha yüksek ve daha eski oldukları için ünlü. Ben Manhattan’a tepeden bakmak için, okuduğum çoğu kişinin tavsiyesine uyarak Empire State yerine Rockefeller’in tepesine çıktım. (Top of the Rock, 29 usd) New York’da yuksek tutarda para ödediğim tek etkinlik bu oldu. New York denilince ilk akla gelen o manzaraya tepeden bakmasam aklımda kalacaktı. Akşam üzeri güneş batmadan hemen önce çıktım, dolayısıyla hem gündüzü, hem gün batımını hem de geceyi görmüş oldum.  

Flatiron Binası

Rockfeller Binası

Empire State Binası
Little Italy, Chinatown.. Birbirlerine çok yakınlar. Little Italy tek bir caddeden oluşuyor, tamamen turistik bir hale gelmiş, sağlı sollu İtalyan restaurantlarının olduğu bir yer. Chinatown da turistik olmasına rağmen daha geniş bir alanı kapsayan, hala sıradan, hatta İngilizce bilmeyen Çinlilerin yaşadığı, sokaklarda değişik deniz ürünleri ve meyvelerin satıldığı, Çince dışında başka bir dilin pek duyulmadığı, orjinalliğini hala koruyan bir bölge.

Little Italy

Chinatown

Chinatown ve Yangın Merdivenleriyle Klasik Amerikan Binaları
Times Square.. Gece reklam panolarıyla gündüze dönüşen, turistlerin çok sevdiği Manhattan’ın en merkez bölgesi.. 1 gece görmek yeterli, oldulça kalabalık oluyor.

Geceleri Dünyanın En Aydınlık Şehri

Times Square (Beni gören var mı?)
 
Times Square'i steplerden izleyen kalabalık arasında ben


Müzeler.. Ben bütçemi daha farklı ülkelere ayırdığımdan müzelerden Museum of National History’i seçtim. (sadece 1 usd bağış vererek girmem de bonus oldu) Dünyanın ve üzerindeki canlıların hem kültürel hem de biyolojik/fiziksel olarak tarihsel gelişiminin anlatıldığı öğretici, eğitici bir müze. Müze  gezisinin özeti şu; merak duygusu ve bilim çok önemli, onlar olmadan gelişilmiyor..

Museum of National History

Museum of National History
Statue of Liberty (Özgürlük Anıtı).. Manhattan’ın ve Brooklyn’in güneyinde pek çok noktadan görülüyor. Ama tabi uzakta kalıyor. Yakından görmek için çeşitli alternatifler var. Ben açıkcası içine girmeyi gereksiz bulduğumdan Staten Island’a giden (10-15 dk’lık mesafe) hemen anıtın yakınından geçen feribotlara binmeyi tercih ettim. Gidişte ve gelişte görüyorsunuz. Feribotlar ücretsiz. Pekçok kişi bu yolu tercih ediyor.

Özgürlük Anıtı
Roosevelt Adası.. Sanırım çoğu kişinin gitmediği bir yer. Ama bence 1-2 saat ayrımaya değer. Manhattan ve Brooklyn arasında uzunlamasına bir ada. Manhattan’dan yukardan tramwayla gidiyorsunuz, özellikle gece ışıklı binalarından yanından geçerek gitmek zevkli oluyor. Adanın guney ucunda da hem oturmak hem de manzara izlemek için guzel bir park var. (Sınırsız metro card tramwayda geçerli)

Roosevelt Köprüsü ve Tramvay
Financial District & Wall Street & World Trade Center.. Bir bankacı olarak bu bölgeye gitmesem olmazdı. Manhattan’ın guneyinde yer alıyor. Ünlü boğa heykeli turistlerin akınına uğramıştı. 2001'de saldırılarda yıkılan Dünya Ticaret Merkezi (WTC)'nin yerinde ise bitirilmiş olan yeni bina ve yanında yapımı devam eden diğer binaların inşaat alanı var.

Wall Street
Brooklyn, Brooklyn Bridge..  Brooklyn Bridge köprüsünden yürüyerek geçmek çok keyifliydi. (Burda köprülerin bir kısmından yürüyerek geçebiliyorsunuz) Brooklyn tarafında Brooklyn ve Manhattan’i birbirine bağlayan 3 köprüye (Brooklyn, Manhattan ve Williamsburg) yakın bölgelerde dolaştım. (Brooklyn Bridge Parkı, Dumbo ve Williamsburg) Hem Manhattan manzarası izlemek hem de Manhattan tarafına göre daha alçak ve hep aklımızdaki kırmızı tuğlalı 3-4 katlı klasik Amerikan evlerinin arasında dolaşmak güzeldi.

Brooklyn Bridge
Williamsburg Bridge

Manhattan Bridge

Manhattan Bridge
Kuzey Manhattan (Colombia Universitesi, St. John the Divine Katedrali, Harlem) Gittiğim şehirlerde büyük üniversiteler varsa orada birkaç saat geçirmeyi seviyorum. Eski, büyük üniversiteler mimari ve doğa açısından zengin oluyorlar. Colombia Universitesi de bunlardan fazlasıyla nasibini almış. Sonrasında yakınlardaki St. John the Divine Katedralini ziyaret edip adını sıkça duyup merak ettiğim Harlem’e yürüdüm. Sokaklarda basket oynayanlara pek rastlamadım maalesef. Ama hala %90’ın Afrika kökenli  insanların yasadığı bir bölge. Manhattan’ın merkezine göre değişimi fark ediyorsunuz. Afrika yerel kıyafeti giymiş bayanlara rastlıyorsunuz. Özellikle ara sokaklarda kamerayı çıkarmaya pek cesaret edemedim.

Colombia Universitesi

Harlem

Harlem
Yemek konusunda gelirsek, hem yemeğe çok düşkün olmadığımdan hem de yemek kültürüm pek gelişmiş olmadığından restaurantlar konusunda çok detaylı bilgiler veremeyeceğim.  Sadece son günümde kuzenimle (kendisine misafiperverliği için çok teşekkur ederim) kahvaltı için Chealse’de Grey Dog isimli bir cafeye, akşam da Benihana adında bir Japon lokantasına gittik. Kahvaltı tabağı oldukça başarılıydı. Japon lokantasında ise yemeğinizin aşçılar tarafından direk masanızda biraz da şova dönüştürülerek pişirilmesi ilgi çekiciydi. (gerçi bizimkisinin o akşam pek havası yoktu) Daha önce pek sevemediğim sushiyi bu sefer gayet afiyetle yedim. Bu arada New York’da şaşırtıcı şekilde pek çok markette sıcak yemeklerin olduğunu (birçoğunda çeşit oldukça fazlaydı ve gayet guzel gözüküyordu) söylemem lazım. Ben de gezi esnasında buralardan yemek, sandviç alarak parklarda New York'lulara eşlik ederek yedim.


Kahvaltı sonrası ben
Alttaki benim de üstteki kimin heykeliydi acaba?

 New York’da toplam 10 gün geçirdim. Belki başka zaman daha uzun da kalmak isteyebilirdim ama gitmem gereken daha çok yer olduğundan şimdilik yeterli geldi. Sırada 2-3 aylık San Francisco macerası var..

Feribotla Staten Island'a Giderken Manhattan Manzarası

New York Times Binası Önü

Kovboy

Kuşlar Her Yerde

USA'de evsiz, barksız (homeless) insanlar çok fazla
Homeless

1 yorum: