8 Aralık 2014 Pazartesi

USA genel


Amerika'da 96 gün kaldım, 11 gün New York, 55 gün San Francisco ve 30 gün San Diego. Özellikle San Francisco ve San Diego'da gecen yaklaşık 3 ay, bir yere alışmak, biraz oralı olmak için gayet yeterli oldu. Burda uzun sure gecirince burdaki gündelik hayata ilişkin farklılıklar daha çok dikkatinizi çekiyor. Ben de son olarak Amerika'da geçirdiğim bu 96 günde dikkatimi çeken birkaç konuyu ayrı bir yazıyla paylaşmak istedim.



USA'de karşılaştığım en olumsuz konu sokaklardaki evsiz insanlar (homeless) oldu. Buraya gelip biraz uzun kalan herkesin dikkatini çeken bir konu. Amerika'ya gelmeden önce de sıkça duyuyordum ama açıkcası biraz abartıldığını düşünüyordum. Tahmin edersiniz ki dünyanın her tarafında, Türkiye’de de fakir hatta evsiz insanlar var. Hatta Amerika’nın dünyanın en büyük ekonomisine sahip birkaç ülkesinden birisi olduğunun düşündüğünüzde olasılık olarak Amerika'da bu sayının daha az olmasını beklersiniz. Belki de rakamlar gerçekten de böyledir, bilmiyorum. Ama buradaki evsiz insanların diğer ülkelerde yaşayanlardan farklı bir yanı var. Herşeyden önce çok fazla göz önünündeler. Şehrin içinde, ana caddelerde yatakları sırtlarında ya da bir market arabasının içinde yolculuk ediyorlar, canları istediğinde de hemen oracığa yatıyorlar. Bu insanların aslında maddi sıkıntılarından çok mental açıdan (tıbbi olarak ne denir bilmiyorum) bir sıkıntıları var. En az yarısı kendi kendine konuşuyor desem abartmış olmam heralde. Caddede yürürken, otobüste otururken yanı başınızda kendi kendine konuşan, bağıran insanları duyuyorsunuz. Bunun da temel nedeni uyuşturucu kullanımının çok yaygın olması. Dolayısıyla çok bilinçli hareket ettikleri söylenemez. Özellkle San Francisco'da son 5 hafta kaldığım hostel homeless insanların sıkça bulunduğu semte yakın olduğundan tüm gece bağırışlarını duyuyorduk. Bu arada hostelin şehrin merkezine sadece 5 dakika yürüme mesafesinde olduğunu da söylemeliyim. Dolayısıyla bu insanlar şehrin merkezinde yaşıyorlar. Aynı şekilde San Diego da da şehrin merkezine çok uzak olmayan bazı yerlerde yoğun yaşıyorlardı. Özellikle bir cadde sağlı, sollu evsiz insanlarla doluydu. Gunduz çok sorun etmiyordum ama bir gece karanlıkta ordan gecmem gerektiğinde caddenin ortasından yürümeyi tercih etmiştim. Farlarıyla karşıdan gelen arabalar daha güvenli gelmişti. Sonuçta uyusturucu almış insanın bilinçli davranmasını beklemeyemezsiniz. Tüm dünyayı yönetmeye kalkan bir ülkenin böyle bir sorunu çözememiş olması ilginç.

Bu soruna rağmen Amerika'da geçen 3 ayda kuralların iyi işlediği bir ülkede kaldığımı hep hissettim. Bunu en iyi trafikte görüyorsunuz. Hemen hemen tüm araçlar trafik kurallarına sıkıca uyuyor. Trafik ışıklarının olmadığı sadece "stop" yazısının olduğu yollarda bile yaya olmasa dahi bomboş yolda her aracın mutlaka durduğunu söylemem gerekiyor. Bu sadece insanların kuralları özümseyip kabullenmelerinden kaynaklanmıyor, aykırı davrandıklarında yakalanırlarsa kim olursa olsun istisnasız cezalandıralacaklarını biliyor olmalarından da kaynaklanıyor. Doğal olarak bir yaya olarak yürürken kendinizi güvende ve özgür hissediyorsunuz. Aynı şekilde benim çok karşıma çıkmasa da insanların farklı kurallardan bahsederken mutlaka bunların uyulması gereken kurallar olarak bahsediyor olmalarından kanunların tüm ülkede kabullenip uygulandığı hissini alıyorsunuz. Dolayısıyla kendi ülkemde bir kurala riayet ederken farklı kişilerin buna uymadığını görmesem bile biliyor ya da hissediyor olmanın verdiği huzursuzluk duygusu burada yok. Her alanda eğer kurallara uyarsanız kendinizi bu ülkede huzurlu ve özgür hissetmemeniz için bir neden yok.

Amerika'da devamlı karşıma çıkan bir konu da ölçüm sistemlerinin nerdeyse tamamının Türkiye'dekinden farklı olması oldu. Uzunluk, ağırlık ve sıcaklık birimleri farklı, elektrik prizleri farklı, kıyafet, ayakkabı numaraları farklı, hersey farklı. Uyum sağlamak biraz zaman alıyor. Örneğin 1 kg = 2,2 pound'a (lb) denk geliyor ve uzun sure 1 lb'nin ne olduğunu çözemediğimden 1 kilo fiyatı diye yarım kilo fiyatına biseyler alıp durdum. Bir de tüm marketlerde, mağazalarda fiyatlara vergi dahil değil. Dolayısıyla kasaya ne ödeyeceğimi bilerek hiç gelmedim diyebilirim. Piyango gibi oldu hep. Restaurantlarda da %10-20 civarı bahşiş vermeniz gerekiyor. Öyleki ne kadar bahşiş vereceğinizi hesaplayan applicationlar var. Açıkcası Türkiyedeki sisteme alıştıktan sonra burdaki belirsizlikler yorucu oldu biraz.

Amerika'da pek çok yerde ücretsiz internet var. Hemen tüm alış veriş merkezlerinde ve bazı büyük mağazalarda internet ücretsiz. Ayrıca New York'da bazı parklarda da ücretsiz internet var. İstanbulda alışveriş merkezlerinden nefret ediyordum ama burda hem sayıları az olduğundan hem de ücretsiz internetleri nedeniyle bazen hayat kurtardıklarından kendilerini sevdim. (San Francisco'da Metreon, San Diego'da Westfiel Alışveriş Merkezleri)

Amerika'da yaşayanların spor tecihleri de Avrupalılardan çok farklı. Birinci sırada Amerikan futbolu var. Aslında buna futbol, bizim futbola da soccer diyorlar. Hem kendi takımlarını destekleyip tv.den izlemeyi hem de parklarda, sahillerde topu saatlerce birbirlerine atmayı çok seviyorlar :) İkinci sırada baseball var. Ben San Francisco'dayken sezon sonu playoff elemeleri, world series başlamıstı ve San Francisconun takımı Giants şampiyon oldu. Tüm şehir, bayan erkek, çocuk, yaşlı takımlarını çok sevip destekliyorlar. Dilencilerin para istemek için yazdıkları kartonlarda bile maç gunleri altta kucuk harflerle "go giants" şeklinde destek yazılarını gordugumde yuh artık demiştim :) Bi de hafta içi bir sabah işe giden güzel bir bayanın şık elbisesindeki kocaman Giants amblemini gördüğümde..

Hani bazı Amerikan sitcom dizilerinde abartılmış karakterler vardır. Konuşmaları, vücut hareketleri ile tipik Amerikalıların karikatürize edilmiş halleri.. Burada gördüm ki aslında bunlar çok da abartılmış değil, bunlardan cidden var. Sayıları çok değil, anlatması da zor ama bu karakterler var :)  Yalnız bunların gerçek Amerikalı olması gerekiyor. Dolayısıyla bunlara heryerde de rastlanmıyor..

Bu arada Amerika'da şu ana kadar kullandığım ve internet olmadan GPS ile nerede olduğunuzu gösteren OsmAnd isimli harita aplikasyonunun çok işime yaradığını belirtmek istiyorum. Sadece ana yollar değil bazen büyük parklardaki yürüme yollarını bile onunla buldum. Diğer ülkeleri gezerken ne kadar işime yarayacak göreceğim.

Biraz da maliyetten bahsetmek gerekirse, 96 günün 85 gününü hostellerde geçirdim. Günlük ortalama 31,2 $ 'a gelmiş. San Diego'da bu tutar 20 $ iken San Francisco'da 37,2 $ olmuş. Diğer masraflarım ise günlük 16,6 $ olmuş. (8,7 $ yemek, 3,5 $ şehir içi ulaşım ve 4,4 $ diğer şeklinde) Tabi ayrıca kurs masrafım oldu. Ama USA'deki bu 96 günü biraz dünya turundan ayrı düşünüp bütçemi ona göre yapmıştım. Normalde sadece gezi amaçlı gelsem USA'de max 2-3 hafta kalırdım sanırım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder