4 Ocak 2015 Pazar

Mexico City


Mexico City, Teotihuacan
İstanbul’un kardeşi, diğer bir kaotik şehir.. Kuralların pek işlemediği trafiğiyle, yayalara yetmeyen dar kaldırımlarıyla, kalabalığın devamlı akın ettiği metrosu, varoş mahalleleri, her daim ortalıkta dolaşan polisleriyle Mexico City, Meksika’da gezdiğim 6 şehir içinde en az sevdiğim yer oldu. Benim gibi düşünen pek çok gezgin olduğu gibi Mexico City’i elbette seven kişiler de var. Özellikle uzun süre kalan kişiler bir gönül bağı oluşturmuş. Ben 5 gün kaldım, İstanbul’dan kaçan birisi olarak bana yetti.


Bazı metro duraklarında bayanlar için ayrı vagon oluyor (barikatın diğer tarafı)

Elbette Mexico City de İstanbul gibi tarihi ve çok önemli bir şehir. 1300’lerde Aztekler tarafından bir göl içinde kurulmuş ve o zamanki adı Tenochtitlan. Zamanla büyüyüp çevre şehirlerle birleşmiş ve 1500’lerde İspanyollar tarafından işgal edildikten sonra da önemini korumuş.

Mexico City’e Morelia’dan bir Pazar günü geldim. Kalacağım hostelin de bulunduğu şehrin merkezi Zocalo Meydanına 3 ayrı metro değiştirdikten sonra ulaştım. Sadece 5 peso ile istediğiniz kadar aktarma yapabilirsiniz. Mexico City’nin Avrupa şehirlerini aratmayan gelişmiş bir metro yapısı var. Haritadan bakarak kolayca çözebiliyorsunuz. Ama tüm şehrin itiyacını karşılıyor mu emin değilim. Şehirde tanıştığım ve İstanbul’a gelmiş bir Meksikalı İstanbul’daki metronun gayet yeterli olduğunu söylemişti. Yani İstanbula gelip, Taksim, Kabataş, Eminönü arasında dolaşıyorsanız şehrin gelişmiş bir metro sisteminin olduğunu düşünebilirsiniz. Şehirde Zocalo Meydanında yer alan Catedralin hemen arkasındaki Catedral Hosteli’nde 6 kişilik odada kaldım. (gecelik 200 peso, 4 güne 1 gün promosyon oldugundan 5 gün kaldım, wifi çok çok kötüydü, teras manzarası süperdi)

6 kişilik hostel odam
6 kişilik hostel odam
Hostelin terasından Catedral Manzarası
Zocalo Meydanı manzarasına karşı kahvaltı
Şehri biraz eleştirerek başlasam da Mexico City oldukça canlı, hereketli bir şehir. Özellikle haftasonları inanılmaz canlı. Sokakta stand up gösterisi, pandomim yapanlar, müzik söyleyenler her daim hareketli sokaklar. Meksika'da gezdiğim tüm şehirlerin oldukça canlı, insanların gec saatlere kadar dısarda dolaşmaktan, dışarıda yemekten zevk aldıgını gördüm. Pazar günleri gece 11-12 gibi bile yeterince kalabalık oluyor.

Gelelim Mexico City’nin gezilmesi gereken önemli yerlerine; ilk durağım Mexico City’ye yaklaşık 50 km uzaklıktaki tarihi şehir Teotihuacan oldu. İçinde dünyanın en büyük piramitlerinden Güneş Piramiti ile Ay Piramiti'nin yer aldığı şehir Aztek öncesinde kurulmuş ve kalıntıları bugüne kadar ulaşmış, oldukça geniş bir alanı kapsıyor. Otogardan kalkan otobuslerle ulaşım sağlanabiliyor. Bu arada Guanajuato'da aynı hostelde kaldığım Kazak arkadaş Seyit'le bu kocaman alanda tekrar karşılaştık. (Buna benzer olayları daha sonraki şehirlerde de yaşadım, sanırım kabaca rota aynı ve sırt çantasıyla ordan oraya gezen de az olunca bu tür karşılaşmalar çok olacak)

Mexico City, Teotihuacan
Mexico City, Teotihuacan
Mexico City, Teotihuacan

Mexico City, Teotihuacan

Mexico City, Teotihuacan

Mexico City, Teotihuacan

Mexico City, Teotihuacan

Mexico City, Teotihuacan

Mexico City, Teotihuacan

Mexico City, Teotihuacan

İkinci durağım Chapultepec Parkı ve içindeki Antropoloji Müzesi ile tarihi kale oldu. Özellikle Antropoloji müzesi Aztek ve Maya tarihleri, kültürleri üzerine oldukça zengin bir müze. Chapultepec Kalesi ise hem yakın tarihe ışık tutması açısından hem de tepede yer aldığından Mexico City manzarası açısından keyifli bir müze oldu. 

Antropoloji Müzesi

Antropoloji Müzesi

Antropoloji Müzesi ve ünlü Güneş Taşı (Aztek Takvimi)

Antropoloji Müzesi

Antropoloji Müzesi

Antropoloji Müzesive öğrenciler

Resim yazısı ekle

Antropoloji Müzesi

Chapultepec Kalesi

Chapultepec Kalesi

Chapultepec Kalesi

Chapultepec Kalesi

Chapultepec Kalesi

Chapultepec Kalesi

Chapultepec Kalesinden şehir manzarası

Chapultepec Kalesi

Üçüncü durağım Coyoacan ve Xochmilco oldu. Coyoacan’a özellikle Frida Kahlo Müzesi için gitmiştim ama bölgeyi de biraz gezdim. Mexico City içinde en beğendiğim semt oldu. İçinde cafelerin, kitapçıların yer aldığı elit bir semt. Frida Kahlo müzesi ise ünlü ressamın yaşadığı ünlü mavi ev. İçinde kendisinin ve eşi Diego Riviera’nın resimlerinin de yer aldığı güzel bir müze olmuş. Erken gitmeme rağmen sıraya girmekten kaçamadım. Gezdiğim müzeler içinde en pahalısı bu idi. (80 peso) Fotoğraf çekimi için de müze parasına yakın bir para isteyince sadece binayı dısardan çekmekle yetindim. Xochomilco ise kanalların ve içinde botların yer aldığı diğer ünlü yer. Oraya trenle geçtim. (Train Ligero) Tek kişi olunca tekne turu çok pahalı geldi, ayrıca beklediğim kadar etkileyici gelmeyince sadece biraz bölgede dolaşıp yorucu bir gunun sonunda hostelime geri döndüm.

Frida Kahlo Müzesi

Frida Kahlo Müzesi

Xochmilco

Xochmilco

Xochmilco

4. durağım, zaten dibinde kaldığım Zocalo Meydanı civarındaki önemli yerler oldu. Aslında buraya sona bırakma nedenim duvarlarına Riviera’nın resimler yaptığı ünlü Palacio Nacional’in kapalı olmasındandı. Maalesef orda olduğum süre içinde hiç açılmadı. Sanırım ben gelmeden önce yaşanan bazı olaylar nedeniyle turistlere kapatılmış. Dolayısıyla gelmeden önce Mexico City.de görmeyi en çok arzu ettiğim yeri göremedim. Ama o gün ünlü Catedralin tepesine çıkıp öğlen 12’deki çan çalma merasimini izledim, Great Temple ve Bella Artes Müzelerini gezdim. Mexico City, İstanbul gibi kazdıkça tarih fışkıran bir şehir. Ama çok da kazamıyorsun çünkü üstündeki de tarih. Ama arkeolojik çalışmalar halen devam ediyor. Bu arada Meksika genelinde müzelerde İngilizce bilginin çok az olduğunu söylemem lazım.  Eserlere ilişkin açıklamalar çoğunlukla sadece İspanyolca. Bilmeyenler için biraz hayatı zorlaştırıyor.


Great Temple

Great Temple

Catedral'in önünde üzeri camla kapatılmış tarihi kalıntılara bakan öğrenciler
Catedral'de öğlen 12 çan çalma merasimi
Catedral'in tepesi ve dua eden kadın

Catedral'in zangocu

Catedralin zangocu

Bella Artes

Bella Artes
Son günü Zocalo Meydanı civarındaki trafiğe kapalı cafe, restoran, mağazaların yer aldığı caddelerde gezerek geçirdim. Gece de Oaxaca otobüsü için metroyla terminale giderken metroyu en kalabalık haliyle gördüm. Öyle ki arkamda ve önümde çanta olunca ilk gelene binemedim. Bu arada bazı saatlerde, bazı duraklarda araya konulan barikatlarla kadınların farklı vagonlara bindiğini görüp garipsemiştim. Son gün bunun haklılığını anladım. O kalabalıkta bir kadının ayrı bir vagona binmesi daha hayırlıydı sanırım. Ben de çantalarımdan ilk kez bu kadar memnun kaldım.

Meksika’da güneye doğru ilerliyorum, sonraki durak Oaxaca..






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder