17 Mayıs 2015 Pazar

Patagonya (Ushuaia, El Calafate, El Chalten, Bariloche)




Ushuaia

Aslında Patagonya planım baştan beri daha farklıydı. Şubat ortası gibi kuzeyden başlayarak güneye doğru inmeyi ve en az 1-1,5 ay burada geçirmeyi planlıyordum. Ancak planladığımdan 3 hafta kadar gecikince ben de uçakla önce Ushuaia’ya gidip oradan da otobüsle kuzeye doğru çıkmaya karar verdim. Çünkü Mart başıydı (Patagonya için yavaş yavaş sezon sonu) ve en soğuk yerden başlamak en iyisi diye düşündüm.  Bu arada Şili tarafını da iptal ettim. Çünkü çok hızlı olup çok yer görmek yerine daha az yerde biraz daha fazla zaman geçirmeyi tercih ettim. Ama Şili tarafında görmeyi çok istediğim Torres del Paine hep aklıma kalacak.

Uçakla yaklaşık 3,5 saatte geldim Ushuaia’ya. Havaalanı biraz şehrin dışında olduğundan taksiyle (15 TL civarı) daha önce rezervasyon yaptığım hostele gittim. (Hostel Yakush) Arjantin’de şehirler arası otobüsler çok pahalı. Örnek vermek gerekirse 18-20 saatlik bir yolculuk yaklaşık 1000 peso civarında, yani 80 dolar, 200 TL civarı. Türkiye’de 70-80 TL civarıdır diye düşünüyorum. Ama şehir içi taksiler de Türkiye’den daha ucuz. Enteresan bir tezat.




Kadınlar günü ilgili bir pankart

Yiyemedim ama görüntü güzeldi
Ushuaia’da ilk dikkatimi çeken havaalanı önünde beklerken maruz kaldığım sert rüzgarı oldu. Gelmeden önce Patagonya’nın rüzgarının ünlü olduğunu duymuştum. Bir de gelmeden önce nihayetinde Güney Kutbuna sadece 1000 km uzaklıktaki bir şehre gideceğim için çok çok soğuk olacağını düşünmüştüm. Elbette montla gezmeniz gerekiyor ve geceleri her daim hostelde kalorifer yanıyor ama beklediğim kadar soğuk değildi. Rüzgara maruz kalmadığınızda gayet iyi.

Ushuaia’da ilk günü çok da büyük olmayan şehirde dolaşarak geçirdim. 2.gün ise sabah hostelde kahvaltımı yapıp Tierra Del Fuego milli parkına gittim. İçinde göllerin, ormanların, nehirlerin ve çeşitli trekking rotalarının yer aldığı güneyde Beagle Kanalı manzarası eşliğinde oldukça büyük ve güzel bir milli park. Aslında birkaç gün kamp yaparak gezilmeyi hak eden bir park. Ben 1 tam günü burada geçirerek 3-4 önemli trekking rotasını tamamladım.



Milli park içinde küçük bir postane, dünyanın sonundan yakınlara kart atmak isteyenler için













3.gün ise amacım Penguen adasına gitmekti, bunun için de ilk günden tur biletimi almıştım. Ushuaia Beagle Kanalı’nın kıyısında bulunuyor. Bu kanal içinde de teknelerle çeşitli turlar düzenleniyor. En pahalısı da biraz uzakta olan ve her gün sadece sınırlı kişinin girmesine izin verilen Penguen Adası’na yapılan turdu. Ben de penguenleri yakından görmek istediğimden bu turu satın almıştım. Ancak tur için gittiğimiz saatte o gün sert rüzgar nedeniyle turun iptal edildiğini ve bunun ilk kez olduğunu söylediler. Maalesef  Ushuaia’da en çok görmek istediğim şeyi, penguen’leri görememiş oldum. Çünkü ertesi günü için El Calafate biletimi almıştım. Ben de günü Hapishane Müzesini gezerek değerlendirmeye çalıştım. Ushuaia’da 1800’lerin sonunda açılan ve dönemin bazı ünlü kişilerinin de yattığı hapishane Ushuaia’nın sembollerinden ve bugün müze olarak hizmet veriyor.








Bu arada Ushuaia’da kaldığım hosteldeki oda 4 kişilikti ve 3 gün boyunca da aynı kişiler kaldı. Hepsiyle de çok iyi kaynaştık ve son gece birlikte dışarıda yemek yedik. Arjantinli Eduardo (54 yasında) ve Fransız Valeri (28 hasında) ile aynı gün gelip aynı gün ayrıldık ama rotalarımız farklıydı. 24 yasındaki Arjantinli Mariano ise sıkıldığı Buenos Aires’deki işini bırakıp 1 hafta önce iş bulmak amacıyla buraya gelmiş ve bizden sonra da iş bulana kadar bir süre kalmayı planlıyordu. (sonradan iş bulduğunu haber aldım.)  4 kişinin de o akşam ortak özelliği herkesin elindeki işini gücünü bırakıp farklı bir maceraya atılmış olmasıydı. Eduardo’nun kendi şirketi varmış ama sıkılmış, şirketi ortağına devredip küçük Suzuki cipiyle düşmüş yollara. 1 yıl kadar Güney Amerika’da gezmeyi planlıyor. Daha önce geldiği Türkiye’ye hayran. Kapalıçarşı, Kapadokya, Türk yemekleri… devamlı anlattı. Valeri ise Fransa’da doktormuş, o da bırakmış işini, gezinin sonlarında şimdi. Tekrar dönüp doktor mu olsam, dans hocası mı olsam, müzikle mi uğraşsam diye düşünüyor. Mariano ise büyük şehirden sıkılmış, daha küçük şehirlerde yaşamak istiyor. Yaşı daha genç, kendini tanımak, ne istediği anlamak ve maceraya atılmak için en ideal yaşlarında..


Sabah erkenden El Calafate otobüsüm var. Herkesle geceden vedalaşıp 12 gibi yatıyorum..

El Calafate

Ushuaia’dan El Calafate’ye otobüsle gitmek o kadar kolay değil maalesef. Önce Şili sınırlarına girmeniz gerekiyor. Bu da Arjantin çıkış ve Şili giriş pasaport işlemleri demek. Şili’ye girişlerde enteresan bir şekilde çantalar sıkı bir şekilde aranıyor ve taze meyve, sebze, et gibi gıdaların ülkeye sokulmasına kesinlikle izin verilmiyor. Sonra feribotla Macellan Boğazı, sonra tekrar Arjantin’e giriş (tekrar aynı işlemler) ve Rio Gallegos şehrine varış. Burada otobüs değiştirip nihayet El Calafate’ye varıyoruz. Yaklaşık 20 saati bulan bir yolculuk.


Macellan Boğazı
Feribotla giderken bizi takip eden siyah-beyaz renkli yunuslar
Benim açımdan yolculuğun en önemli yanı aynı koltukta oturduğumuz 25 yaşındaki Fransız Caroline ile tanışmam oldu. Çünkü Güney Amerika’nın en ucundan başlayan yolculuğumuz 2,5 hafta kadar, Şili’nin başkenti Santiago’ya kadar sürecek. Caroline 25 yasında ama 5 yıldır geziyor. 5 yılın 1 yılında Vietnam’da 1 yılında da Kanada’da kalmış. Diğer zamanlarda da farklı ülkelerde. Baba parasıyla değil, tamamen kendi çalışıp kazandığı parayla geziyor. En son da 3-4 ay Buenos Aires’de bir restoran/barda çalışmış ve Haziran sonuna kadar Güney Amerika’da gezmeyi planlıyor. Kabaca rotamızın aynı olduğunu ve iyi anlaştığımızı da görünce birlikte devam edelik dedik. Ama 2,5 hafta kadar süreceğini tahmin etmemiştim aslında. Bu arada kendisi konaklamalarını çoğunlukla couchsurfing ile yapıyor. Couchsurfing bilmeyenler için; internet aracılığı ile dünyanın hemen her ülkesinden binlerce  insanın üye olduğu bir organizasyon.  Üyeler farklı ülkelerden gelen gezginleri kendi evlerinde ağırlıyorlar ya da onların evlerine konuk oluyorlar. Caroline yıllardır bunu yaptığı için kolayca buluyor, bir de bayan olmanın avantajı tabi :) Dolayısıyla konaklama masrafı yok gibi.

El Calafate’ye gece 1 gibi ulaştık. Caroline konaklayacağı eve, ben de hostelime gittim. Gideceğim yerlere gece ulaşmayı çok sevmiyorum ama birçok yere başka ulaşım alternatifi yok maalesef. Gece vakti biraz köpekler ürkütücü olsa da hostelime ulaşıp kendimi hemen yatağa attım. Oda 4 kişilik, gittiğimde bir kız vardı. Benden sonra da benimle aynı otobüste olan 2 İsrailli kız geldi. Sabah erkenden Perito Moreno için otobüs bileti aldığımdan amacım hemen uyumaktı. Ama gece boyunca her tarafım inanılmaz bir şekilde kaşınıp durdu. Yaklaşık 6 aydır süren yolculuğumda ilk kez tahta kurularıyla bu kadar yakından muhatap oldum. Sabah 2 İsrailli kıza sordum onlar da kaşınıp durmuşlar.  Resepsiyona gidip durumu anlattım, gayet anlayışla karşılayıp hem tüm kıyafetlerimi yıkamak üzere aldılar, akşam geldiğimde odamı değiştireceklerini ve 1.günün parasını iade edeceklerini ilettiler. Yaşadığım sıkıntıya rağmen karşınızda çözüm üretmeye çalışan insanları görmek kesinlikle çok güzel.

Yeri gelmişken; Patagonya’da en çok rastladığım (pek çok gezginin de hemfikir olduğu) kişiler Fransızlar ve İsrailliler.. Sayıları çok olmasa da dünyanın her yerinde seyahat eden İsrailli gençlere rastlıyorsunuz. Sanırım liseden sonra kız/erkek direk askere gidiyorlar ve 2-3 sene kadar askerlik yapıyorlar. Askerlik sonrasında da 6 ay 1 yıl dünyayı dolaşıyorlar, sonra da üniversiteye başlıyorlar. Askerlik konusu bana çok sıcak gelmiyor ama genç yaşta dünyayı dolaşıp, dünyayı yakından görmeleri  kesinlikle imrenilecek bir durum. Sadece İsrailli gençlerin çok fazla gürültücü olmaları diğer tüm ülke gençlerinin en sevmediği şey :) Yani otobüsün en basındaki bir İsrailli genç, otobüsün en arkasındaki arkadaşı ile dakikalarca sohbet edebiliyor :) Caroline ile fazlasıyla dedikodularını yaptık.

El Calafate’nin tek özelliği Perito Moreno Buzulu’nun buraya yakın olması. (80 km) Perito Moreno Buzulu, hem oldukça büyük kütlesi hem de ulaşılabilirliği ile Patagonya’da turistlerin en çok uğradığı yerlerden birisi. Ayrıca bu buzul dünyada her yıl kütlesi büyüyen ender buzullardan birisi. Kocaman buzulu karşımda gördüğümde çok etkilendiğimi söylemem lazım. Buzulun arka tarafının nerede bittiğini göremiyorsunuz. Yürüme parkurlarıyla buzulu pek çok açıdan görme şansını yakaladık. Ayrıca buzulun ön tarafında 5-10 dakikada bir büyük bir gürültüyle çatırdama oluyor ve büyük buzul kütleleri göle düşüyor. Çatırdamanın nedeni büyüyen buzula arkadan gelen baskı. Doğa denildiğinde insanın aklına ilk ağaç ve deniz gelir. Ama böyle farklı doğa olaylarını da yakından görmek etkileyici.












Buzulu Caroline ile birlikte gezdik, oldukça keyifli bir gezi oldu. Sonrasında birlikte El Calafate’ye dönüp biraz şehir içinde gezdik. Oldukça küçük ve çok özel bir şey yok. Caroline önceden biletini aldığından bu akşam El Chalten’e gidecek. Ben ise yarın geçeceğim. Akşam hostelde odamı değiştirdim, temiz kıyafetlerimi ve ilk günün parasını aldım :) Bu arada resepsiyondaki masanın ön kısmında pek çok ülkenin parası yapıştırılmış, üzerlerine imza atılmıştı. Geldiğim gün Türk olduğumu öğrendiklerinde benden Türk parası istemişlerdi. Ben de son akşam yanımdaki tek Türk lirası olan 5 TL’nin üzerine birşeyler yazıp, imzalayıp yapıştırdım. Yaklaşık 1 ay sonra yine Güney Amerika’yı gezen Yeliz’den (Yeliz Şimşek) parayı sen mi yapıştırdın diye çok güzel bir mesaj aldım :)

Yeliz'in kamerasından...
  Kuzeye doğru yolculuk devam ediyor, sırada El Chalten var..

El Chalten


El Chalten, Arjantin’in trekking başkenti diye adlandırılıyor. Kendisi El Calafate gibi küçük ve yeni kurulmuş bir şehir/kasaba.  Ama  hemen yanı başındaki Fitz Roy ve Torre dağları çevresindeki trekking rotaları pek çok turistin buraya gelmesine neden oluyor.






Otobüsüm sabah 7’de idi. (sabah erken kalkmaları  da ne zor oluyor) Yolculuk Allahtan sadece 3 saat sürdü. Vardığımda terminalde beni Caroline karşıladı. Gece geldiğinde amacı ilk gece terminalde konaklamakmış ama terminal gece 1.de kapanınca ucuz bir hostel bulmuş. Doğru oraya gittik. Kendisi 1 gece daha kalacak sonrasında ayarladığı bir kişinin evine geçecek, ben hostelde devam edeceğim. (Hostel Glacier Marconi, 100 peso, 8 usd civarı) 

İlk gün Caroline ile gidiş geliş yaklaşık 7 saatimizi alan Laguna Torre rotasını tamamladık. Rotanın sonunda Torre Dağı eteklerindeki Torre gölüne ulaştık. Keyifli bir yürüyüş oldu, ama özellikle göl civarının inanılmaz rüzgarlı olduğunu söylemem lazım.






2. gün ise Laguna Los Tres rotasını Caroline ve onun tanıştığı Fransız asıllı İsviçreli Nicholas ile birlikte takip ettik. Toplam 9 saatimizi aldı ve biraz daha zorlu bir rota olmasına rağmen arka planda Fitz Roy dağını eşliğinde muhteşem manzaralara tanıklık ettik. Yolun sonunda bu sefer Fitz Roy Dağının eteklerinde yer alan Los Tres gölüne ulaştık. Ama son kısım yokuş olduğundan oldukça zorlu geçti. Dönüşte de Nicholas’ın tavsiyesi üzerine bir dondurmacı da 1 kilo dondurmayı 3 kişi aynı kaptan yiyerek tamamladık.











İlk 2 gün aslında en zorlu rotaları bitirmiş olduk. Çok da iyi oldu çünkü 3. ve 4. günler hava biraz yağışlı ve soğuktu. Dolayısıyla bu 2 gün toplam 2-3 saati alan kısa rotaları takip ettik.

Aynı hostelde kaldığımız bu Fransız genç tamamen otostop yaparak geziyor



Patagonya mate ile daha sıcak ve keyifli..
El Chalten’den sonra Patagonya’daki son şehrim Bariloche..

Bariloche

El Chalten’den gece 11 gibi bindiğimiz yolculuk ertesi günü gece 9:30 gibi Bariloche’ye ulaşmamızla son buldu. Yaklaşık 22,5 saatlik bir yolculuk oldu. Bu otobüs yolculuklarının hepsini Marga & Taqsa firması ile yaptım. Otobüsler cama (tam yatak) ya da semi cama (yarım yatak) diye ikiye ayrılıyor. Görece daha ucuz olduğundan ben hep semi cama ile yolculuk yaptım. Koltuğun arka kısmı bir miktar arkaya doğru yatıyor, uyuması daha kolay. Ama gelmeden önce Güney Amerika’da otobüsler pahalı ama çok lüks diye okumuştum, açıkçası bana biraz geniş olmaları dışında verdiğim paraya göre hiç öyle lüks gelmedi.

Yine gece vardığımız Bariloche’da, ben gelmeden önce rezervasyon yaptığım hostele, Caroline de çok önceden tanıştığı arkadaşının evine geçti. Bariloche Patagonya’daki ilk 3 şehre göre oldukça büyük bir şehir. Şehre hem zamanında Alman, Avusturyalı göçmenlerin gelmiş olması hem de bölgenin İsviçre Alpleri’ne benziyor olması nedeniyle biraz da bilinçli olarak yapılan binalarla şehir gerçekten bir İsviçre Alpler’indeki şehri anımsatıyor. Bariloche, çevresindeki göllerle ünlü. Özellikle Seven Lakes (yedi göller) denilen bölge buraya gelenlerin mutlaka uğradığı bir bölge. Caroline ile 2 kişi daha bulup 4 kişi ortaklaşa taksiyle gidebiliriz diye düşünmüştük ki Caroline otobüste 2 kişi ayarladı bile.

Ertesi günü Caroline, arkadaşı Bruno ve Caroline’nin otobüste tanıştığı Fransız arkadaşı ile buluştuk ve Bruno’nun rehberliğinde önce Cerro Campanario denilen ve Bariloche’nun kıyısında bulunduğu Nahuel Huapi Gölüne 360 derece hakim bir zirveye çıktık. Tek kelimeyle muhteşem bir manzarası vardı. Sonrasında da yakın civardaki birkaç trekking rotasını takip ederek yürüdük. Yolda bisikletiyle kaza yapan bir kıza rastladık. Durumu pek iç açıcı gözükmüyordu, erkek arkadaşı da ilk başta şok halindeydi. Çevreden hemen ambulansı aradılar, biz ordayken de polis geldi. Muhtemelen yokuş yukarı yoldan hızla aşağı gelirken bir şeye takılıp düşmüş. Bisiklet bile güvenli değil. Bu arada 36 yaşındaki Bruno Brezilyalı ve 18 yaşından beri yani 18 yıldır gezerek yaşıyormuş. En son da 6 aydır Bariloche'da. Artık sabit bir hayata geçme zamanı geldi diyor, orman içinde bir ağaç ev yapmayı planlıyor.











Sonraki gün 4 kişi buluştuk ve 1 gün önceden ayarladığımız arabayla yola çıktık, Caroline kullandı. 7 gölden sanırım 5’ini gördük. Zaten bir süre sonra birbirine benziyor hepsi :) Ama gayet güzel yerler olduğunu söylemem lazım. Bu arada önce Villa La Angostura ve rotanın sonunda da San Martin de los Andes denilen 2 kasabaya uğradık. İkisi de Bariloche’un küçük birer kopyası gibi, Alman/İsviçre şehirlerini anımsatıyordu.









Dönüşte günü chocolate fondü ile günü bitirdik. Yine İsviçre’den alıntı sanırım, buranın çikolatası ünlü, her yerde çikolata dükkanları var. 


Ertesi günü planımız Caroline ile Bariloche’dan Şili’ye otostop yaparak geçmek. Pek umudumuz yok ama bakalım..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder