20 Mayıs 2015 Çarşamba

Santiago


Başka bir otostop macerası.. Şili, coğrafyası enteresan ülkelerden birisi. Kuzeyden güneye ince upuzun bir ülke. Dolayısıyla ülkenin ortasında en kuzeyden en güneye inen bir otoyol var. Tüm şehirler, kasabalar da ara yollarla bu otoyola bağlı. Dolayısıyla biz de Caroline ile önce bu otoyola varıp buradan kuzeye, Santiago’ya kadar gidecek arabalarda şansımızı deneyeceğiz. Yaklaşık 700 km‘lik bir yol. Baştan beri kafama takılan konu, otobüsle tüm günü alacak yolu şansımız yaver gider de otostopla gidebilirsek muhtemelen gece varmış olacağız ki bu da biraz sıkıntılı olacaktı. Şansımız yaver gitti ve toplamda 10 araç değiştirerek Santiago’ya ulaştık. En ilginç karşılaştığımız araç bindiğimiz bir cip oldu. Araçta bir Şilili bir çift vardı. Anladığımız kadarıyla adamın durumu gayet iyi. Giderken mısır bahçelerinde mola verdik. Ayrıca bizim uzun süredir gezdiğimizi öğrenip bir de otostop yaptığımızı görünce bir lokantada durup bize zorla yemek ısmarladılar. O yetmezmiş gibi yemekten kalan etlerden sandviç yapıp çantamıza sokuşturdular. Bir de bolca telefonlarından kızlarının videolarını gösterip durdular. Enteresan bir yolculuk oldu. Nihayetinde en son bir tırla Santiago’ya tahmin ettiğim gibi gece 1 gibi ulaştık. İndiğimiz yer de şoförün söylediğine göre hiç güvenli olmayan bir yerdi. Bizi Allahtan kapısında güvenlik görevlisi olan bir bina kompleksinin önünde indirdi. Güvenlik görevlisi de telefonla bizim için bir taksi çağırdı. Caroline yine bir couchsurfing ayarlamıştı, dolayısıyla sabahı beklemek zorunda, ben de hostel rezervasyonu yapmadığımdan geceyi otobüs terminalinde geçirelim diye konuştuk. Taksiyle şehrin merkezine yakın bir yerde olan otobüs terminaline gittik. Ama terminal kapalıydı. Yakındaki bir benzin istasyonunun kafeteryası açıktı, bizim gibi bekleyen 2 kişi daha vardı. Biz de içeri girdik ve sabah 7 yer kadar geceyi orda geçirdik. Enteresan bir yolculuk ve gece oldu.



Otostop yaptığımız en ilginç araç



Başka bir araba
Otostop yaptığımız diğer bir araç
Sabah 7 gibi -yağmur başlamıştı- kafeteryadan ayrılıp Caroline ile metroya bindik ama tam iş zamanı inanılmaz kalabalıktı. İlk metroya binemedik ama önümüzde, arkamızda çantalarla 2.metroya binmemiz de sıramız geldiğinde duraktan inmemiz de oldukça zor oldu. Ben ilk hostelde yer bulamadım, sonra yağan yağmur altında 2. baktığım Plaza de Armas’da yer alan ve aynı adı taşıyan hostelde yer buldum. (Plaza de Armas Hostel)  Açıkcası iyi de oldu hem en merkezi yerde, 6.katta (manzarası güzeldi) ve 4 kişilik oda da gayet genişti. İlk günü biraz hostelde gecenin yorgunluğunu atmak için dinlenerek ve bir şeyler atıştırmak için yakın civarda birkaç saatliğine dolaşarak geçirdim.

Kaldığım hostelin manzarası







2.gün ise Caroline ile buluşarak şehirde önemli diye belirtilen noktaları gezdik. Santiago nihayetinde büyük bir şehir ve başkent. Ama bana göre gezmek için öyle önemli bir özelliği yok.  Ama gelmişken, şehri yukarıdan gören San Cristobal Tepesi ile Santa Lucio Tepesi  ve Pablo Neruda’nın evini ziyaret ettik. Ve tabi önemli caddelerini, çok büyük olmasa da pazarını (Central Mercado) ziyaret ettik, bolca yürüdük. Santiago’nun en güzel yeri bana göre hostelimin bulunduğu Plaza de Armas ve çevresi. Bu arada bugün Caroline ile de son günümüz oldu, çünkü kendisi ertesi günü uçakla Easter Islands’a gidecek. Bense 1 gün daha kalıp, biraz tembellik edip ertesi günü Valparioso’ya geçeceğim. Yaklaşık 2,5 hafta birlikte gezdikten sonra ayrılmak elbette biraz zor oldu. Ama uzun gezilerin cilvesi bu..



Kaldığım hostelde temizlik zamanı
Ne çok eşya bırakılmış










3 yorum: