20 Haziran 2015 Cumartesi

La Paz & Death Road


Ben ve şaha kalkmış bisikletim..

Dünyanın en yüksek rakımlı şehirlerinden bir tanesi La Paz, 4000 metre. Bazı yüksek mahallelerinde 4200 metreye kadar varıyor. Sucre’de tembellikle geçen 6 günden sonra bir gece otobüsü ile geldim La Paz’a. Sabah 6 civarında indim terminalden. Belirlediğim 1-2 hostele baktım, henüz sabah olduğundan check in için beklemem gerekiyordu, sonra yol üstünde gördüğüm bir hostelde tek kişilik odaya yerleştim. (Hostal Gloria, 55 bolivianos, 7 usd civarı) La Paz’da hostellerin çoğunda ortak paylaşımlı oda yok. Açıkcası artık alıştığımdan 4-6 kişilik odalarda kalmayı ve ortak alanların fazlaca olduğu hostelleri daha çok seviyorum.



Sucreden sonra burda yürümek daha da zor geldi. İlk günü biraz yavaş hareket ederek, çevreyi tanımakla geçirdim. La Paz’da nerdeyse tüm binalar kiremitten yapılmış ve boyalı değil desem abartmış olmam heralde. Sanki şehrin geleneksel mimarisi gibi. İlk başta biraz itici dursa da sonra alışıyor insan. Ana caddeye inip merkezinde yürüdüm biraz. Bu arada öğrendim ki o gün (12 Nisan) Bolivya’da çocuklar günüymüş. Bizdeki 23 Nisan gibi yani. Aynı aya rastlaması ne güzel tesadüf. Çocukların yürüyüşü vardı, 1-2 saat onları izledim, fotoğraflarını çektim. Bu arada Bolivya’da yerel kadınların kullandığı “Bowler” şapkalar  gerçekten çok ilgi çekici. 1900’lerden sonra kullanılmaya başlandığı ve Avrupalılar tarafından getirildiğini okumuştum. Ama ne esprisi var anlamadım, çünkü kenarları çok uzun olmadığından güneşi çok engellediğini sanmıyorum. Tepesi de çok yüksek olduğundan kolayca düşecekmiş gibi duruyor ama sanırım kadınlar şapkayı saçlarına bir şeyle tutturuyorlar. Ama çok fotoğrafik olduğunu söylemem lazım. Ayrıca ilk gün Death Road (ölüm yolu) bisiklet turu ayarladım ertesi günü için. İlk günüm biraz nefes almak açısından zor da olsa güzel ve verimli geçti :)



























Ölüm Yolu denilen yol Bolivya’nın kuzeydeki Amazon bölgesini (Yungas) La Paz’a bağlıyor. Yol yaklaşık 4700 metrede başlayıp 1300 metre civarında bitiyor. Jungle içinde giden ve neredeyse sadece 1 arabanın geçebileceği genişlikte olan toprak yolun bir tarafı tamamen uçurum. 2006 yılında alternatif yol yapılana kadar yılda 200-300 kişinin öldüğü söyleniyor.  Bugün ise macera arayan turistlere hizmet ediyor.  Ama bisikletle de olsa yol bazı yerlerde oldukça ürkütücü. Sabah erkenden tur acentasına gittim. Önce bir yerde kahvaltı yapıp sonra sonra minibüsle 1 saat kadar yol giderek yolun başladığı yere ulaştık. Toplamda 20 kişi kadarız, 2 minibüs. Ayrıca 1 tanesi lider olmak üzere 3-4 tane de rehber var. Bisikletler de minübüslerin üzerinde gelmişti. İlk noktada ekipmanları alıp giydik ve bisikletleri aldık. Rehber nelere dikkat etmemiz gerektiğine ilişkin talimatlar verdi. Sonra bisikletlerimize binip yola koyulduk. Ama önce 40-45 dakika kadar asfalt yolda gideceğiz, toprak yolun başladığı noktaya kadar. Genelde hep yokuş aşağı gittiğimizden pedal çevirmemiz gerek kalmıyor ama o 40-45 dakika bile heyecanlı geçti. Çünkü yolda kamyonlar var ve herhangi bir hata çok riskli olabilir. Ayrıca 4000 metrenin üzerinde olduğumuzdan yolun bir kısmı acaip sisli ve yağmurluydu. Tabi ben gözlüklü olunca 3-4 metre ilerisini görmeden sürdüm. Her neyse, toprak yolun başına geldik. Orda tekrar bir mola verip toprak yolda başladık. Doğa muhteşem, yol tehlikeli, bisiklet sürmek keyifli.. Bazen yukardan akan suların altından geçtik, bazen suyun içinden geçtik. Açıkcası gezi boyunca en zevk aldığım aktivitelerden birisi oldu benim için. 1300 metre civarında bitirdikten sonra bir hostelde duş alıp öğle yemeğimizi yedik. 2 gibi dönüş için minibüslere bindik tekrar. Bu sefer dönüşümüz 3-3,5 saat kadar sürdü. Bisikletlerle bayağı yol almışız. (Aşağıdaki fotoğraflar tur rehberleri tarafından çekilmiştir, bisiklet sürerken benim çekmemi beklemiyorsunuz heralde:) )















3.günü ise sabah şehirde dolaştım biraz, sonra müzik aletlerinin sergilendiği bir müzeye gittim. Beklediğimden çok iyiydi. Hem lokal pekçok müzik aleti vardı hem de içinde Türk sazının da yer aldığı diğer ülkelere ilişkin müzik aletleri vardı. Öğleden sonra da teleferike binip tepeden La Paz’ı izleyerek geçirdim. Eğer bir gün La Paz’a giderseniz kesinlikle bu teleferiklere binin. Muhteşem olmuş. Hem ucuz (bir baştan bir başa gidince 4 bilet kullandım, toplam 1,5 usd’den az para ödedim) hem de şehri yukarıdan her açıdan görmüş oluyorsunuz.
















Bu arada La Paz’da Cafe Del Mundo diye bir cafeye gittim 3 gün boyunca. Hem yemek hem de kahve için güzeldi. Ayrıca güzel çeşitli etnik müzikler çalıyordu. Bir keresinde Candan Erçetin’in bir parçası çaldı, ama Latin Amerikalı olduğunu tahmin ettiğim –Türkçesi olmayan- bir adam söylüyordu, çok beğendim.

Latiin Amerika’da yapmak istediğim şeylerden birisi Amazon’da birkaç  gün geçirmekti. Ama bunu Peru’da mı, Kolombiya da mı, Brezilya da mı yapsam diye düşünürken hem en ucuz yerin hem de daha az turistin gittiği yerin Bolivya olduğunu Death Road turuna katılmış çocuklardan öğrendim. Ama bir problem vardı. Bunun için La Paz’dan Rurrenabaque denilen 400 km kadar kuzeydeki bir kasabaya gitmem gerekiyor ki anladığım kadarıyla yol çok kötü, en iyi 18 saat çekiyormuş. Yağmurlu havalarda 2 güne kadar çıkabiliyormuş. Havaalanı da var, çoğu giden uçakla gidiyor. Ama uçak 100 dolar, otobüs 10 dolar. Aslında cevap basit, tabiî ki otobüs :) Ama bir sorun daha var, bu yolda şehirler arasında giden otobüsler gitmiyor. Bizim halk otobusleri gibi hiç konforu olmayan daha çok yerel halkın kullandığı otobüsler gidiyor. Yani en iyi ihtimal ile 1 günü tamamen konforu olmayan bir otobüste geçirmem gerekiyor. 3. gün bütün gün ne yapsam diye düşündüm ve sonunda otobüsü denemeye karar verdim.

Bir sonraki rotam artık Amazon..

2 yorum:

  1. Özgür harika. Fotğraflar çok güzel. Amazonu merakla bekliyorum.

    YanıtlaSil
  2. Özgür harika. Fotğraflar çok güzel. Amazonu merakla bekliyorum.

    YanıtlaSil