1 Haziran 2015 Pazartesi

Valparaiso



Gezdiğim çoğu ülkede resmi başkenti dışında bir de kültür başkenti diye tabir edilen bir şehir oluyor. Guatemala’da Antigua, Bolivya’da Sucre, Peru’da Arequipa bunlara örnek. Şili’de ise bu şehir Pasifik kıyısında yer alan Valparaiso. Başkent Santiago’ya yakın, 2 saat uzaklıkta. Santiago’daki oldukça rahat hostelimden ayrılmak zor geldi ama uzun kalınca artık alışkanlıkla içimdeki kurtlar oynaşmaya başlıyor. Önce terminal ve 2 saat yolculuk sonrasında Valparaiso’dayım. Amacım eski şehir diye tabir edilen ve daha turistik olan bölgede bir hostele gitmek. Hem daha güvenli hem de çoğu hosteller burada. Buraya otobüsle nasıl giderim diye başladım yürümeye ama yarım saat sonra zaten ordaydım. Yolun sonunda biraz da tırmanmak gerekiyor, sırtımdaki eşyalarla bir de sıcak oldukça yoruldum. Hosteller oldukça pahalı, en sonunda Hostal Acuaerala’nın 6 kişilik dormitorisine yerleşiyorum. (10.000 Şili pesosu, yaklaşık 15 $) Benim dışımda sadece Brezilyalı bir kız var.

Valparaiso’yu özel yapan en önemli karakteristiği şehrin duvarlarındaki grafitiler. Oldukça yetenekli ellerden çıkmış grafitiler kaldığım bölgede yoğunlaşmakla birlikte şehrin pek çok yerine dağılmış durumda. Şehrin sokaklarında gezerken karşınıza her an değişik, büyüleyici grafitiler çıkıyor.  Dolayısıyla buradaki en önemli aktivite sadece sokaklarda dolaşıp dünyanın en büyük resim sergisinin keyfini çıkarmak. Şansıma kaldığım 2 gün boyunca hava oldukça iyiydi.


















































Valpariso’nun coğrafi şekli İstanbul’u andırıyor. Okyanus kıyısında yer alan şehir tepeler üzerine kurulu. Dolayısıyla sıkça inip çıkmanız gerekiyor ki bu da yorucu biraz. Ama Şililer bunu pek çok yere finiküler (ascensor) koyarak çözmüşler. Bizdeki Karaköy-Taksim Tüneli ya da Kabataş-Taksim Finiküleri gibi (ama yerin altında değil, üstünde ve daha kısa) aşağıdan yukarı karşılıklı giden raylı araçlarla yorucu tırmanıştan kurtulabiliyorsunuz. Ayrıca şehri ve limanı yukarıdan izlemek için de fırsat. Ben de en güzel manzaralı olanlardan bir tanesinde denedim. Bu yöntemin aslında İstanbul’da yıllara önce yapılması gerekirdi diye düşünüyorum. Bebek’ten Etilere, Ortaköy’den Ulusa çıkan raylı sistemler olsa hayat daha kolay olmaz mıydı? Her 2 yerde yaşamış olan benim için daha keyifli olurdu :)





Bu arada Valparaiso’da olduğumu öğrenen ve daha önce Buenos Aires’de oda kiraladığım evde kalan Şilili aile ile buluştuk. Karina ve 18 yasındaki kızı Barbara, Barbara’nın Buenos Aires’de okulu için bir süre orda kalmışlardı. Dolayısıyla 1 ay kadar aynı evde yaşadık (ev sahibi ve başka kişiler de vardı), her ne kadar dil problemimiz olsa da oldukça iyi anlaşmıştık. Burada da buluştuk ve liman da bir bot turu yaptık. Şehri denizden de görme şansım oldu. Ayrıca denizi çok seven birisi olarak deniz keyfi de almış oldum. 







Villarica, Pucon, Santiago ve Valparaiso.. Şili’de kuzeye doğru yolculuğum devam ediyor. Sırada La Serena..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder