21 Ağustos 2015 Cuma

Medellin & Guatape





Sırada Kolombiyalılar’ın ünlü şehri Medellin. Ünü nerden mi geliyor; zamanında dünyanın en tehlikeli şehirlerinden birisi olmasından, ünlü uyuşturucu kaçakçısı Pablo Escobar’ın memleketi olmasından, Medellinlerin kendilerini diğer Kolombiyalılar’dan  üstün görmesinden, diğer Kolombiyalılar’ın onları kendilerinden farklı, biraz ticarete düşkün biraz düzenbaz görmelerinden, ülkede tek metro sistemine (yerin üstünden) sahip olmalarından vs..  Şehrin ünlü olması için pek çok neden var. Ama bana sorarsanız -şehrin kendisi elbette Kolombiya’ya gelmişken mutlak gidilmesi gereken yerlerden- burada yaşamak isterdim diyebileceğim şehirlerden birisi değil.

Medellin için önce Salento’dan tekrar Pereira şehrine gelip burada Medellin otobüsüne bindim. Gece yolcuğu yaptım yine. Kolombiya büyük bir ülke. Şehirler arasındaki mesafeler de en az 9-10 saat civarı olunca gece yolculukları şart oluyor. Ama bu otobüs yolculuğunda nerdeyse hiç uyuyamadım. Medellin’de Kuzey ve Güney olmak üzere 2 ayrı terminal var. Arasında ise metro hatlarından birisi geçiyor. Metro gerçekten ulaşımı kolaylaştırmış. Ben güney terminalde indim. Sonra metroyu kullanarak Hostal Paisa City hostele geçtim. Çok sevemedim hosteli, 1 gece kalıp farklı bir hostele geçmeye karar verdim. Hostel’de birkaç saat uyuduktan sonra çıkıp ünlü Botera Parkı’na gittim yürüyerek. Burada ünlü ressam, heykeltıraş Botero’nun heykelleri var. (23 adet)








Diğer bir park Parque de las Luces'e (Park of Lights) gittim. İçinde onlarca ışık direklerinin yer aldığı enterasan bir park. Zamanında oldukça tehlikeli bir yermiş. Yanlış hatırlamıyorsam şimdi Medellin'in yenilenmiş yüzünü simgeliyor. Ama akşamları hala pek tekin değil dediler.




Ayrıca Berrio Parkı’na gittim. Burası olukça kalabalık, gitar çalan yaşlı amcaların, ellerinde termoslarla kahve  satan genç kızların olduğu küçük ama hikayesi çok bir park. Buradaki metro istasyonun merdivenlerine diğer Kolombiyalılarla oturup parkı izledim biraz. Bizdeki Sirkeci Yeni Cami’nin merdivenlerini ve önündeki kalabalık insanlarını hatırlatıyordu görüntü.





Ertesi günü şehrin biraz daha zengin semti El Poblado'daki Panela Medellin hostele gittim. Eşyaları bırakıp bu sefer Arvi Parkı’na gitmeye karar verdim. Önce metroyu kullandım, sonra teleferik kullandım. Bindiğim teleferikte USA’de yaşayan 2 çocuklu şirin bir Kolombiyalı aile ile tanıştım. Kadının babası da vardı. Türk olduğumu ve uzun süredir gezdiğimi öğrenince ilgi gösterip Kolombiya hakkında uzunca tavsiye verdiler. Sonra amca önce bana şurada barlar var oraya git, İngilizce bilen Kolombiyalı kızlar yabancı erkeklere bayılır dedi. Daha doğrusu İspanyolca söyledi, kadın da çevirdi. Amca biraz fırlamaydı. Sonra bir arkadaşı ve eşinin yıllar önce bir Türk çiftle tanıştığını, Türk erkeğin eşleri değiştirelim teklifi yaptığını söyledi. Tabi ben şok halinde bakarken bu sefer kadının kocası bu Türkiye’de yaygın değil mi diye sordu. Ben de ya Türkiye’de adamı vururlar tarzı bir şey söyledim ki adam bu sefer ama 4 kadın yaygın değil mi dedi. Neyse ki yolculuk bitti de güzel başlayan garip devam eden muhabbet son buldu :) Günü parkta yürüyerek geçirip geri döndüm.

Ertesi günü Botanik Park’ta ve hemen yakınlarında yer alan üniversiteye giderek geçirdim. Özellikle üniversiteyi gezmekten keyif aldım. Pek çok grafitiler vardı duvarlarda.
















Medellin’e gelmişken Guatape’ye gitmeden olmazdı. Guatape, yapılan bir baraj sonucu oluşan, içinde adaların, göllerin olduğu daha doğrusu su ve karanın iç içe geçtiği neyin ada neyin göl olduğunun pek anlaşılamadığı bir doğa harikası. İnsan elinin değdiği ve sonucun güzel olduğu ender olaylardan birisi sanırım. 4.gün kuzey terminalden kalkan otobüsle buraya gittim. Yolculuk 2,5-3 saat kadar sürdü. Yolda Hint asıllı Amerikalı Baskar ile yan yana oturduk. Diğer koltukta da 2 arkadaşı vardı. Yine Hint asıllı, İngilizcesi iyi bir kız ve Kolombiyalı bir çocuk. Baskar New York’da büyük bankaların birinde çalışıyor. Benim de eski bir bankacı olup uzun süredir gezdiğimi öğrenince yaptığım seyahate çok ilgi gösterdi, sorular sordu, seyahat üzerine konuştuk bolca. Bu arada Kolombiyalı çocuğun baştan beri elinde bira vardı ve hafif sarhoştu.  Aslında başında şapkası, çok sempatik birisiydi sabahtan sarhoş olduğuna göre içkiye fazlaca zaafı var diye düşündüm. Arada sesli müzik söyledi, biraz Buscar’ı terletip durdu :)

Neyse yolculuk bitti, Guatepe merkezdeki bir hostele yerleşip o günü kasabayı dolaşarak geçirdim. Boyalı evleriyle küçük ama güzel bir kasabaydı. Akşam hostelin restoranında, gruptan çıkan Kolombiya’nın Arjantin ile eleme maçını izledim yaklaşık 20-30 Kolombiyalı ile. Yarısı bayandı ve bayanlar daha fanatikti. Bir de adam vardı heyecandan arada kalkıp kocaman ekranın yanına gidip orda izliyordu, nasıl görüyorsa o kadar yakından. Penaltılara kaldı, Kolombiya eline geçen pek çok fırsatı değerlendiremedi, ne zaman Arjantin penaltı kaçırsa onlar da kaçırdı ve sonunda elendiler. Herkes şok oldu. O büyük heyecan bir anda yerini mutsuzluğa bıraktı. Yıllar önce bir dünya kupasında kendi kalesine gol atarak takımın elenmesine yol açan ve 1-2 ay sonra bir barda öldürülen Kolombiya'lı futbolcu Andreas Escobar aklıma geldi. Neyse ki 1-2 saat sonra herkes normale dönmüştü. Zaten futbol da alt tarafı bir oyun değil mi..













Ertesi günü sabah 1 saatlik bir yürümeyle bahsettiğim manzarayı en iyi göreceğim garip görünümlü kocaman bir kayanın La Piedra’nın bulunduğu yere geldim. Milyonlarca yıl önce oluşmuş bu kaya parçasının yarık olan iç kısmına merdivenler yapılmış. Toplam 650 adım, tepesindeki kulemsi yapı ile 740 adım. Çıkması biraz zahmetli ama manzarası tek kelimeyle muhteşem. Bir süre manzaranın keyfini çıkardıktan sonra bu sefer otobüsle dönüp hostelden çantamı aldım ve geri dönüş için otobüse bindim. Bu sefer de yanıma sarhoş bir Kolombiyalı amca oturdu. Arkamda ise Medellin’de aynı hostelde kaldığımız 2 Avustralı erkek oturuyordu. Adam bir onlara bir bana sardı ama bir şey anlamıyoruz ki dediğinden. Neyse 10 dakika gittik, araba durdu ve yine Baskar ve 2 arkadaşı bindi. Kolombiyalı çocuğun elinde yine bira ve dünden daha beter sarhoş. Ama güzel yanı 2 Kolombiyalı sarhoş acayip iyi anlaştılar. Biz de kurtulduk. Ama Kolombiyalı genç hazır ayaktayken arada otobüste şarkı söyledi, sonra this Turkish guy is my friend deyip durdu, Avustralyalılarla şakalaştı, otobüs içinde takla atmaya çalıştı. Enterasan bir yolculuk oldu :)







Medellin’e varınca bu sefer 3. ve en beğendiğim hostel Grand hostelde kaldım. Burada 2 gece kaldım. İlk gün zaten akşam olmuştu. Ertesi günü de aslında pekçok yeri gezmiş olsam da bedava düzenlenen şehir turuna katılıp gezdiğim yerlerin hikayelerini dinledim biraz. Buradan artık iyice kuzeye gidip Karayipleri görmenin vakti geldi. 






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder